
Efsane seri son hızıyla devam ediyor!
Sizlere, 1987 yılında batmak üzereyken, “Madem kaçınılmaz sona bu kadar yaklaştık son bir oyun daha yapalım ve en azından oyuncuların akıllarında bu isimle kalalım” diyerek son bir hamle yapan ve piyasaya sürdükleri “Son Fantezi”leri ile adeta küllerinden yeniden doğan Square Enix’in başarı hikayesininin son ürününü anlatacağım.
Ama önce Final Fantasy XIII’ün ofisimize geliş hikayesinden bahsetmek ve bu yazının nasıl bir halet-i ruhiye içerisinde yazıldığını belirtmek zorundayım.Hemen her Final Fantasy bölümünde olduğu gibi yine bomba gibi bir video karşılıyor bizleri. Gözlerimizi yuvalarından fırlatan, ekrana yapışmamızı sağlayan hatta başka işlerle uğraşan ofis çalışanlarının işlerini bırakıp, omzum üzerinden ekrana odaklanarak bol ünlemli cümleler kurmalarına neden olan bir açılış videosunun ardından savaşın orta yerinde buluyoruz kendimizi. Yenilenen savaş sistemine ilk adımlarımızı atarken oyun da bize yardım elini uzatıyor ve bilmediğimiz her hususu detaylı biçimde anlatmak için ekrana uyarılar ekliyor. Savaşı atlatıp, birkaç video daha izledikten sonra artık tam anlamıyla kontrolü elimize alıyoruz. Artık eşsiz Final Fantasy XIII deneyimi için hazırız.
Yuvalarında duramayan gözler
Bilmeyenler için kısaca toparlayalım. Final Fantasy, rol yapma oyun tekniklerini kendine has bir üslupla harmanlamayı başaran bir yapıya sahiptir. Her ne kadar RPG türüne aşina olsanız da ilk kez Final Fantasy oynuyorsanız kurallarına alışmak biraz zaman alacaktır. Öte yandan oyuna alışık olanlar için ise yenilikleri bir çırpıda öğrenmek gayet basit oluyor. Genellikle haritaları arşınlama ve karşınıza çıkan düşmanları öldürerek deneyim kazanma ve yeni büyüler, yeni silahlar ile de güçlenme üzerine kurulu olsa da tüm bu ayrıntılar Final Fantasy yapımcılarının sınırsız hayalgücü ile harmanlandığı için ortaya ilginç ve görkemli sahneler çıkıyor.
Her zaman olduğu gibi yine karizmatik karakterler ile karşılaştığımız FFXIII’te bu kez güzelliğinden ziyade efemine tavırları ile erkeklere taş çıkaran Lightning karakteri dikkatleri üzerinde topuyor. Eski bir asker olan Lightning, emekli pilot Sazh ile umutsuz bir maceranın ilk adımlarını atıyor. Hikayenin ilk kısmında sadece bu iki karakter ile karşılaşsak da, senaryonun esas oğlanı kısa süre içerisinde ekrana yansıyor. Yakışıklığı ve karizması ile tüm dünyayı kendine hayran bırakan Snow, kendinden emin tavırlarıyla da dikkat çekiyor. Yapım aşamasında iken Snow’un takma adının “Bay 33 cm” olduğu biliniyordu ve yanlış anlamlara çekilmemesi için yapımcılar bir açıklama yaparak bu uzunluğun, karakterin ayakkabı uzunluğu olduğunu söyledi. Benim favorim olan bir diğer karakterimiz ise Vanille. Şapşal hareketleri ve ani kararları ile kendini her an tehlikeye atmaya hazır görüntüsü ile ön plana çıksa da, güzelliği kimsenin gözünden kaçmıyor. Snow’u annesinin ölümünden sorumlu tutan 14 yaşındaki genç beyimiz Hope ve esmer bayan büyücümüz Oerba Yun Fang da ekibimizin diğer üyeleri.
FFXIII hakkında genel bilgiler verdikten sonra artık oyunun içine dalma vakti geldi. Öncelikle belirtmeliyim ki, bugüne kadar hep haritalarda dolaşırken kendimi yalnız hissederdim. Her ne kadar rastgele düşman üretimi sayesinde karşımıza aniden yaratık çıkabilme ihtimali tetikte olmama neden olsa da, bomboş duran haritalar canımı sıkardı. FFXIII’te ise tüm düşmanlarımızı haritada görebiliyoruz. Hatta bununla da kalmayıp savaşıp savaşmama seçeneklerine bile sahip oluyoruz. Elbette dar bir koridoru tutan düşmanları mutlaka alt etmek zorundayız, ama açık alanda düşman grupları ile karşılaşırsak, etraflarından dolanıp savaşa dahil olmama gibi seçeneğe de sahibiz.

Düşmanlar etrafta!
Herhangi bir düşmana yaklaşırsak kafalarında kırmızı ünlem işaretleri görüyoruz. Bu da rakiplerimizin bir şeylerden şüphelendiği anlamına geliyor. Olur da biraz daha yaklaşırsak hemen savaş ekranına geçiş yapıyoruz. Eğer düşmanlardan uzaklaşırsak, savaşmadan kurtulabiliyoruz. Düşmanın arkasından yaklaşmayı
başarır ve ilk saldıran biz olursak, rakiplerimizi gafil avlamış oluyoruz ve ilk hamleyi biz yaptığımız için savaşın insiyatifini ele geçiriyoruz.
Şimdi savaş zamanıdır
Savaş ekranından bahsedelim biraz da. Düşmanlara fazla yaklaştığımızda dahil olduğumuz savaş ekranları daha evvel hiç olmadığı kadar hareketli. Hepinizin bildiği gibi artık daha seri oynamak zorunda kaldığımız bir dövüş sistemine geçildi. Her ne kadar sıra tabanlı olsa da hızlı karar vermek ve kararlarımızı hemen uygulamak zorunda olduğumuz bir dövüş sistemi ile karşılaşıyoruz. Karakterlerimiz sırası ile hamlelerini yapıyor ve bu sırada da düşmanlarımız boş durmuyor. Dövüş sisteminin en çok kullanılan seçeneği olan “Auto-Battle” ile karakterlerimizin yapabileceği hamlelerden en akıllıca olanı sistem tarafından otomatik olarak seçiliyor ve uygulanıyor. Tabii ki istediğimiz hamleyi seçmek için özgürüz ancak kolay kazanabileceğimizi düşündüğümüz ve sadece standart hamleleri yapmamızın yeterli olacağı savaşlarda “Auto-Battle” en çok başvurduğumuz seçenek oluyor.
Son derece hızlı olan dövüş ekranında fazla vakit kaybetmeden karar vermek zorunda kalıyoruz. İşte tam bu sırada “Role” ve “Paradigm” adı verilen iki yeni özellik imdadımıza yetişiyor. “Role” ismi verilen özellik ile her karakterin hangi rolü üstleneceğini belirliyoruz. Commando, Ravager, Sentinel, Synergist, Saboteur ve Medic başlıkları altında toplanmış olan rollerden hangisini seçersek karakterimiz de buna uygun olarak dövüşüyor. Örnek vermek gerekirse Commando olarak belirlenen karakter yakın dövüş ve fiziksel vuruşlar konusunda üstün başarı sergilerken Synergist olan karakter büyü konusunda uzman oluyor. Savaş esnasında hiçbir değişiklik yapamadığımız için tüm kararları savaşlardan evvel vermemiz gerekiyor ve karakterin rollerini iyi belirlememiz gerekiyor. Açık konuşmak gerekirse her karakterin tipinden ve hareketlerinden hangi rolü üstlenebileceğini gayet iyi anlıyoruz.
“Paradigm” ise benim en çok işime yarayan özellik oldu. Bu özellik sayesinde savaşlardan evvel her karakterin üstleneceği rol şemalarını oluşturuyoruz ve savaş esnasında karakterlerimizin bunlara göre hareket etmelerini sağlıyoruz. Söz gelimi Lightning ve Snow’a “Commando”, Vannile’e de “Medic” rolünü atayarak savaş esnasında saldırı odaklı ve gücü azalan karakterin otomatik olarak iyileştirildiği bir savaş tekniğine geçmeyi başardım. Özellikle boss savaşlarında saldırı ya da savunma ağırlıklı “Paradigm” seçenekleri arasında geçiş yaparak başarılı olmamız mümkün. “Paradigm” seçenekleri arasında akıllıca geçişler yaparak başarılı dövüşler sergileyebilir, hatalı davranmanız durumunda ise gayet basit bir savaşı kaybedebilirsiniz.
Taktiğini belirlemek zorundasın
Savaşlar sona erdiğinde yaptığımız hamleleri irdeleyen istatistiki bilgiler ekrana yansıyor. Savaş esnasında herhangi bir karakterimiz zarar görmüş mü, ne kadar hızlı biçimde savaşı kazandık, ne kadar kritik vuruş yaptık gibi kriterlere göre 5 puanüzerinden bir not veriliyor. Hemen akabinde savaş sonunda elde ettiğimiz ganimet varsa ekrana yansıyor ve çantamıza ekliyoruz. Düşmanlar savaş esnasında sürekli yer değiştirdiği için kameraya da müdahalede bulunmak durumunda kalıyoruz. Böylece savaşlar hem daha etkileyici gözüküyor hem de kendimizi gerçekten savaşın içindeymişiz gibi hissediyoruz. Büyüleri yaparken mana kullanmıyoruz ve sağlıkpuanımız da savaşların ardından tam seviyeye ulaşıyor. Ayrıca savaş ekranı dışında büyü ve iksir kullanımını engellemiş yapımcılar.

Değişenler değişmeyenler
Seviye atlama şeklini de değiştiren yapımcılar son dönemdeki FF oyunlarından alıştığımız ve tabii ki biraz elden geçirilmiş olan bir yetenek ağacı sistemi kurmuşlar. “Crystarium” adı verilen yeni sistem ile FFX’da gördüğümüz “Sphere Grid” sistemine geri dönüyoruz diyebiliriz. Bu sistemde her karakterin kendine ait bir kristali var ve yine her karakterin farklı farklı izeleyebileceği yetenek yolları var. Bu yolda ilerleyebilmek için savaşlar sonunda kazandığımız “Crystal” puanlarını kullanıyoruz.Puanlarımızın yettiği ölçüde ilerleyip yeni büyüler ya da kişisel gelişimler elde edebiliyoruz.
Haritada sıklıkla karşımıza çıkan küreler ile iksir, para ya da yeni ekipman elde edebilirken, kayıt noktalarında
oyunu kaydedebiliyoruz. Sağ üst köşede küçük harita içerisinde kayıt noktalarını görebiliyoruz ama bize yeni objeler veren küreleri göremiyoruz. Bunun için haritanın ücra köşelerini dolaşmamız gerekiyor. Kayıt noktalarında ise bir yenilik bizleri karşılıyor. Kayıt noktalarındaki menüden alışveriş yapabilme imkanına sahibiz. Bu noktalarda eklimizdeki objeleri satabilir, yeni iksirler satın alabiliriz.
FFXIII’de değişmeyen bir şey varsa o da oyunun standartları olmuş. Bu da demek oluyor ki FF hayranları için her şey yolunda, ancak günceloyunlarda yakaladığınız özgürlük hissini aramaya kalkarsanız hayal kırıklığı ile karşılaşırsınız. Çünküoyunun büyük bir kısmı çizgisel ilerleyen haritalarda koşturmak, düşmanlarla savaşmak ve videolar izlemek. Yani türün gerçek bir hayranı değilseniz, bir süre sonra sıkıcı gelmeye başlayacaktır. Haritalar için bir eleştirim de her ne kadar yaratıcı fikirlerle ve görkemli biçimde tasarlanmış olsa da gideceğiniz yolu her zaman elinizle koymuş gibi buluyorsunuz. Zaten haritayı da incelerseniz hep gidilecek tek bir yön var ve gereksiz yollara saparsanız mutlaka ödül veren kürelere denk geliyorsunuz. Düşmanların haritada görülüyor olması büyük avantaj ama benim gibi eski FF hayranlarındansanız insan içten içe görünmeyen ve rastgele çıkan düşman gruplarını özler oluyor. Neyse ki, haritada fazla vakit harcamanız halinde ölen düşmanların yerine yenileri yaratılıyor ve bu sayede daha fazla savaşıp, daha çok ganimet toplayabiliyorsunuz.

Gözlerime hakim olamıyorum
Gelelim oyunun en çok konuşulan, en çok ses getiren ve en çok merak uyandıran kısmına yani görsel seviyesine. Eğri oturup doğru konuşmak lazım, FFXIII gerçekten her anıyla, her görüntüsüyle insanı kendine hayran bırakıyor. Bizler seriyi uzun zamandır takip ettiğimiz için karakter modellemelerine ve kıyafetlerdeki sıradışı yapıya alıştık belki, ama ilk defa FF gören biri için görkemli kelimesi aciz kalıyor. Bölümtasarımları ve karakter modellemeleri son derece başarılı. Haritalardaki derinlik hissiçok iyi verilmiş. Ara videolara ise söylenecek söz yok. Herbiri şaheser niteliğinde.
Xbox 360 için duyurulduğundan itibaren herkesin dikkatini üzerine toplayan oyununen çok merak edilen özelliği ise hangi platformda daha iyi gözüktüğü oldu. FFXIII’ü hem Xbox 360 hem de PlayStation 3’te test etme imkanı bulduğumuz için karşılaştırma adına birkaç söz söylememiz gerekli. Önecelikle belirtmeliyiz ki her iki konsolda da sabit diske herhangi bir yükleme yapılmıyor. Yani DVD ya da Blu-Ray’i sürücüye yerleştirip hemen oynamaya başlıyorsunuz. Daha evvel dedikodu kulislerinde de söylendiği gibi oyun Xbox 360’da 576p, PlayStation 3’te ise 720p’de çalışıyor. Test ettiğimiz Led TV’de her iki konsolun da görüntüsü otomatik olarak 1080p’e genişletildi. Bu durumda ortaya şu sonuç çıktı: Her iki konsolun da görüntükalitesi birbirine çok yakın, sadece Xbox 360’daki düşük çözünürlük, köşelerde ve karakterlerin üzerlerindeki ayrıntılarda kendini belli ediyor. Renkler Xbox 360’da biraz daha soluk dururken, PlayStation 3’te her obje göze çok daha canlı geliyor. İlginç olan nokta ise ekran yenileme hızında karşımıza çıktı. Bizler tam tersini beklerken hem videolarda hem de geniş haritaların gözüktüğü ekranlarda PlayStation 3’te yavaşlamalar dikkattimizden kaçmadı. Xbox 360’ta videolar çok daha akıcı ama renkleri daha soluk. Yükleme süreleri açısından her iki konsolda da bir farka rastlamadık.
Kişisel fikrimi soracak olursanız, FFXIII her iki konsolda da gayet güzel gözüküyor. Eğer bizler gibi kıyaslama yapmak zorunda kalmasanız ve diğer konsoldaki halini görmeseniz her şeyin mükemmel olduğunu düşünürsünüz. Ancak Xbox 360’ta oynayıp ardından PlayStation 3’te oyunu açarsanız; “Burada renkler çok daha canlıymış” dersiniz. Tam tersini düşünürsek ise Xbox 360’daki sürümü sonradan görmeniz halinde “Aslında videolar ne kadar akıcıymış” diyeceğinizden emin olun. Açıkçası, “FFXIII şu konsolda daha iyi” diyebileceğimiz kadar büyük bir fark yok.
Hangi konsolda daha iyi?
Atmosferi tamamlayan en büyük özellik olan ses ve müzikler konusunda FFXIII gelgitler yaşıyor. Ana tema müziği çok güzel ve defalarca dinleseniz de sıkılmıyorsunuz. Savaş müzikleri ise baştan çok etkileyici gelirken zamanla sıkıntı yaratıyor ve bir süre sonra beyninizde yankılanmaya başlıyor. Kendimi oyunakaptırdığım için fark edemedim, ama ofisteki diğer arkadaşlar kendini tekrarlayanmüziklerden şikayetçi oldu. Sesler konusunda beni üzen tek nokta ise sıklıkla duyduğumuz ayak seslerinin kulağa hiç de güzel gelmemesi oldu. Seslendirmelere ise olumsuz bir yorum yapmak imkansız. Seslendirmeler her karakterin yapısını daha iyi alıgalamamızı sağlayacak şekilde seçilmiş profesyonel ses sanatçıları tarafından yapılmış.

Toparlamak gerekirse, FF XIII özellikle serinin hayranlarını menun etmek için üretilmiş bir oyun. Şahsen bir FF hayranı olarak her anından büyük keyif aldım, ama türe yabancı olanlar videolardan çok etkilense de tekrar eden savaşlardan vemüziklerden sıkıldı. Hal böyle olunca türü sevenlerin şaheser diye nitelendireceği, türe yabancı olanların ise bir süre sonra sıkılacağı bir oyun ortaya çıktığını söyleyebiliriz.





teşekkürler